H
heybedar
@heybedar · 8 yıl önce
Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a Mektuplar

Bilirsin ki, frenlerim çok sert. Meçhule kanatlanan duygularımı birden toprağa indirebilirim. Ama niçin? Çalışmak için, diyeceksin. Hep aynı rezil dava. Paraya ihtiyacımız var. Dudaklarımda hep senin alay etmek için söylediğin Tamara türküsü. Parmaklarımda saçların. Ve içimde kokun. Hiçbir kadına, hiçbir erkeğe tahammül edemiyorum. Ne istiyorum senden? Bütün olarak seni. Sonra, sonra ölmek istiyorum. Bu şikayetler kaderi kızdırmasın. İnsan on sekiz yaşına dönünce, kişiliği değişiyor. Biraz zayıfladım. Ama çelik gibiyim. Jimnastiğe başladım. Az sonra denize gireceğim. Yanan alnımı ancak dalgalar serinletebilir. Yarın yeni bir kitaba başlayacağım: “Kadın ve Sosyalizm.” Bu kitabı senin için yazacağım.
Daha yanacağız sevgilim benim. Ruhlaşıncaya kadar yanacağız. Bu bir ceza mı, belki de. Gafletimizin cezası. Biz elest bezminde birbirimizindik. İlk merhabadan sonra benim olmalıydın. Kanunlardan bize ne idi. Rüsvalığı göze almayan sevmemeli. Rüsvalık yani kendine saygı. Yani tanrılaşmak. Yani bütünüyle, kalbiyle, kafasıyla yaşamak ve milyonlarca domuza zirveden acıyarak bakmak. Eflatunun mağarasını bilirsin. İnsanlar karanlık bir mağaraya zincirli, sırtları kapıya dönük ve duvarda gölgeler. Âşk bu zinciri kıran büyü. Mağaradakiler öylesine alışmış ki karanlığa, kurtulanları küfürleri ile kovarlar. Sen yanımda olsan fetihten fethe koşardım. Şimdi yalnız seni düşünüyorum ve dudaklarımdan tek cümle dökülüyor, ölünceye kadar bu tek cümledeyim ben: Seni seviyorum, canım benim, kirinle, pasınla, ıstırabınla, kırk beş yaşınla seviyorum.
Stendhal’i geç tanıdım. Geç daha doğrusu erken. Stendhal 40’mdan sonra okunmalı. Ben “Kırmızı Siyah”ı 24 yaşında okudum. 24 yaş benim gibi yaşamayanlar için, hayalin coşup köpürdüğü çağ. Julien Sorel karşıma çıksa, düşünmeden öldürürdüm. Zaten daha ilk gününden içeri sokmazdım, içeri yani romana. Sorel zilletin bir kin heykeline döndürdüğü adam. Istırabın yıldırımı o balçığı granitleştirmiş. Hangi ıstırabın? Ben Madam dö Renal’dim. Daha doğrusu Madam dö Renal benim aradığım kadındı. Yahut Madam dö Renal bazı tafaflanyla kanma benziyordu. Ben kristalizasyonunu şuurlu olarak yapacak kadar sanatkârım. Kuru bir dalı bir kristal hevengine kalbetmek tanrılıksa, tanrıyım. Julien ile biz iki kutubuz. Küçük, mürai ve kalpsiz. Marangoz çocuğu. Ve sonra bir tebessümü için bir kıta fethedilecek kadar şahane bir genç kız. Ve hiyaneti meslek haline getiren Julien. Kitap beni isyana sürüklemişti. Sonra “Parme Manastırı”nı okudum. “Aşk Üstüne”yi okudum. “Armance”ı okudum. Kırmızı ve Siyah’ı Paris’in en lüks sinemalarından birinde seyrettim. Yanımda Madam Fouche vardı. Madam Fouche hoşlandı Julien’den. Tokatlamamak için kendimi güç tuttum. Ve Julien, bir satır gibi, kenetlenen kalplerimizi ortadan ayırdı. Zavallı Julien. Neden zavallı Julien? Yaşayabileceği kadar yaşamış. Layık olduğundan çok fazla yaşamış. Ben ondan bin kere daha diri, daha erkek, daha yaratıcı idim. Büyük bir zaafım vardı: seviyordum. Gülümseyen her kadını seviyordum, ağlayan her kadını seviyordum..Kadını seviyordum. Ve kadınlar gözleri bağlı geçiyorlardı. Kendilerini davet eden saadetin farkında değildiler. Önümde bir kadın durdu. Ve bu kadına 24 yılımı verdim.
“Gök de sensin, yerde sensin!
“Bakışlarda küçümseyiş okuyorum
1967/Difer
#cemil meriç
58 dk okuma